Google
 
click to comment

ULAŞABİLECEĞİNİZ ADRESLER

Mail: polatoglu42@gmail.com
Msn: polatoglu42@hotmail.com

31 Aralık 2007 Pazartesi

SİL BAŞTAN BAŞLAMAK GEREK BAZEN



O tatlı Şebnem Ferah şarkısı gibi,
“Sil baştan başlamak gerek bazen.
Hayatı sıfırlamak.
Sil baştan sevmek gerek bazen.
Her şeyi unutarak, yeni baştan sevmek gerek.”

Sil baştan başlama telaşıyla affın boynuna sarılırız pişmanlığımızla.
Sil baştan sevildiğimizi ummak adına rahmetin kucağına bırakırız gözyaşımızı.
Sancıyan vicdanımızla, utanan yüzümüzle, ağlayan gözümüzle,
titreyen dudağımızla içten bir özür,
mahcup bir tövbe fırsatı sunar bize pişmanlığımız.
Ya hiç olmasaydı pişmanlığımız?
Hiç yakmasaydı canımızı?
Ağrı hissedemeyen hastalar gibi yakardık rahmete yürüyen ayaklarımızı,
kırardık affı avuçlayan ellerimizi.
Tuncel Ergün

BİR KUŞ HİKAYESİ


Bir kuş soğuk bir kış gününde yiyecek bulabilmek için kanat çırpıp
>> >duruyormuş. Hava o kadar ayazmış ki minik kuş dayanamayıp karın
>> >üstüne düşmüş. Kuş çaresiz, soğuk karın üstünde ölümü beklerken
>> >ordan geçen bir inek kuşun üstüne sıçmış. Kuş öyle bi sinirlenmiş
>> >ki, kanatları donmamış olsa, kalkıp ineği dövecek.. bi de bakmış
>> >ki bokun sıcaklığı ile kanatları çözülmüş, yaşama geri dönmüş.
>> >Öyle bi sevinçle ötüyomuş ki, ordan geçen bi kedi de bunun
>> >sesini duymuş ve boku eşeleyip kuşu çıkarmış. Kuş buna çok
>> >sevinmiş, tam kediye teşekkür edecekmiş ki, kedi onu yemiş..
>> >
>> >1-her üstüne sıçanı düşman sanma
>> >
>> >2-seni her boktan çıkaranı dostun sanma
>> >
>> >3-en önemlisi: BOKUN İÇİNDE
>> >MUTLUYSAN SESİNİ ÇIKARMA.. :-)
_________________
sen mutluysan herkes mutlu

Yeni Yılınız Kutlu Olsun

Tuncel Ergün

28 Aralık 2007 Cuma

KANADA GÜNLÜĞÜ


Sevgili Günlük

12 Ağustos

Kanada'daki yeni evime taşındım. Çok
heyecanlıyım.

Burası çok güzel dağların manzarası
muhteşem.
Onların karlarla

kaplı halini

görebilmek için sabrımı zorluyorum.



14 Ekim

Kanada dünyanın en güzel yeri. Yapraklar
kırmızı ve turuncunun

Tonlarına dönmeye başladı. Bir atla kir
gezintisi yaptım ve bir

kaç geyik gördüm. Çok güzeldiler. Muhtemelen
yeryüzündeki en harika

hayvanlar.

Burası cennet olmalı. Burayı çok seviyorum



11
Kasım

Geyik avlama sezonu kısa bir süre sonra
başlıyor. Böyle

harika hayvanları öldürmeyi nasıl olurda
isterler

anlamıyorum. Umarım yakında kar yağışı
baslar. Burayı seviyorum.



2 Aralık

Dün gece kar yağdı. Her yerin beyaz bir
örtü ile

Kaplanışını seyretmek için gece kalktım. Tıpkı
kartpostal gibi.

Dışarı çıktık merdivenlerdeki ve garajın
önündeki karları kürekle


temizledik.

Kartopu oynadık(ben kazandım).

Kar temizleme makinesi
belediye'nin)gelince, garajın önündeki

karları tekrar temizlemek zorunda kaldık.

Harika bir yer.

Kanada'yı seviyorum.



12 Aralık

Dün gece biraz daha kar yağdı. Kar temizleme
makinesi

İle garajın önündeki karları tekrar temizledik.
Burayı seviyorum.



19
Aralık

Dün gece biraz daha kar yağdı. İşe gitmek için
garajdan çıkamadım.

Burası çok güzel bir yer fakat kürekle kar
temizlemekten yoruldum.

Kar temizleme makinesine Lanet olsun!



22 Aralık.

Bu beyaz boktan dün gece biraz daha yağdı.
Kürekle kar

atmaktan
ellerim su topladı ve belim ağrımaya başladı. Kar

temizleme makinesinin ben garajın önünü kürekle
temizleyene

kadar yolun kösesinde gizlendiğini
düşünüyorum.
Pezevenk...



25 Aralık

..... yılbaşısı. Yine yağdı.Eğer kar
temizleme

makinesini kullanan pezevengi bir elime
geçirirsem yemin ederim o

pustu gebertecem.Yollardaki lanet buzları
eritmek için neden

daha fazla tuz kullanmadığını anlamıyorum.



27 Aralık

Allahın belası dün gece yine yağdı.Kar
temizleme makinesinin en

son gelişinden beri üç gündür karları
kürekle
atamadığım için

eve hapsoldum.Hiç bir yere gidemiyorum.Hava
durumunu sunan

spiker bu gece 25
santim daha yağacağını söyledi.

25 cm karin kaç kürek edeceğini biliyormuşsun
?



28 Aralık

Kuş beyinli spiker yanılmış.83 santim daha
yağdı.Bu gidişle

karlar yazdan önce erimez. Kar temizleme aracı
kara saplandı

ve hıyar oğlu hıyar sürücü benden küreğimi
ödünç istedi.

Karları
temizlerken tam altı kürek
kırdığımı ve sonuncusunu da

Onun kalın kafasında kırmaktan zevk
duyacağımı söyledim.



4 Ocak

Nihayet evden çıkabildim.Markete gittim ve
yiyecek aldım.

Dönüşte lanet geyiğin biri arabamın önüne
atladı.

Arabamda yaklaşık 3000 dolarlık hasar var.Bu
......

Hayvanların hepsini gebertmek lazım.Lanet
yaratıklar her yerde

varlar.

Umarım avcılar hepsinin kökünü
kurutur.



3 Mayıs

Arabayı şehirde bir tamirciye
götürdüm.Yollara dökülen baş belası

tuzlar yüzünden arabamın kaportası çürümüş.



10 Mayıs

Florida'ya taşındım. :)

NEYİ YAŞAMAK İSTİYORSAN ONU YAŞA

click to comment



Öyle bir hayat yaşıyorum ki,

Cenneti de gördüm, cehennemi de

Öyle bir aşk yaşadım ki,

Tutkuyu da gördüm, pes etmeyide.

Bazıları seyrederken hayatı en önden,

Kendime bir sahne buldum oynadım.

Öyle bir rol vermişler ki,

Okudum okudum anlamadım.

Kendi kendime konuştum bazen evimde,

Hem kızdım hem güldüm halime,

Sonra dedim ki " söz ver kendine"

Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin,

Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin,

Uçmayı istiyorsan, düşmeyi de bileceksin.

Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin.

Öyle bir hayat yaşadım ki, son yolculukları erken tanıdım

Öyle çok değerliymiş ki zaman,

Hep acele etmem bundan,

Anladım...

HASAN POLATOĞLU

26 Aralık 2007 Çarşamba

Mazlume...

click to comment



Gül!.. Şarkın ateş renkli çiçeği!
Mazlume; bir güle taktığım ad.

Sen her çağda yeniden doğar, her bahçede yeniden açarsın mazlume, yanmak ve yakmak için. Yanışta mısın mazlume ve seni yandırmak için yarışta mı sefiller?

Yanmaktan yakmaya an bulunmuyor mu gülüm?... Sen bana mı benziyorsun mazlume?!.. Gel ağlaşalım… Mazlume!.. Gel ağlaşalım…

Mazlume!.. De bana, kim çizdi yüreğini derin acılarla?!.. Kim savurdu yapraklarını?!.. Kim düşürdü başından destarını?!..

Bir bülbül yanmasın mı? Dalına konmasın mı? Aşkına kanmasın mı mazlume, adını anmasın mı? Eleminle kuruyunca can evi, gazele dönmesin mi?!..

İskender PALA

ŞEHRE YAĞMUR YAĞIYOR ve SEN UZAKLARDASIN

click to comment


ŞEHRE YAĞMUR YAĞIYOR ve SEN UZAKLARDASIN



Kalbim bir yanardağdır, göğe savrulur külüm

Bu özlem ateşinde sen hiç yandın mı gülüm?



Efkâr bir daha yıkar, kent bir daha kurulur

Çığ düşer uçuruma, düş aynası kırılır!



Adlanmamış duygular durur gül tenhasında

Arşa erişir hüzün aşkın müntehasında



Sevdamı tılsım gibi ıssız dağlara asın

Şehre yağmur yağıyor ve sen uzaklardasın!



Olcay Yazıcı

Mazi Bir Yangın Arefesinde


Yağmura gömdüm mazimi. Ben, Filistin’de umutları kör çekiçlerle örselenen bir çocuğun bakışlarındaki isyan. Her mazi bir iç çekiş, her mazi kulaklarımda çakılıp kalan bir yankı. Kimseler söylememişti oysa kaknem gözlerine düşmenin faciasını.

Kimseler anlatmamıştı kalbin içine içine akan kötürüm teessürün firarımın birinci dereceden müsebbibi olacağını. Bilmeseydim hiç hasreti, attığın düğümü çözer miydi ellerim? Attığın düğümü çözeydim de ey aşk, ölmeyeydim!

–İnsan kaç kere ölürdü ki?-



Her gün bir ‘of’ çekmedeyim koynumda serîrem diye sakladığıma. Her gün bir ‘of’ çekmedeyim takvim yapraklarını eskite eskite sığ sularda kaçırdığıma. Ve her gün bir ‘of’ ile sürüklenmedeyim ‘yüküm’ olana.

Yitirilmiş veya geç kalınmış gerçekleri var geçmişimin, bedenimin bir türlü taşıyamadığı. Öyle ya, ümitle ümitsizlik arasında uçarken ölümü yarıda kalırmış kuşların. Zehrini kirli kâğıt suretinde taşıyan kadınlar çiğnerlermiş geçmişi ve dahi aşkı!



Yakınımda olan ama henüz varamadığım o bahçede biten çöl çiçeği anlardı bir tek aşkın arı duru dilinden! Sen anlar mıydın?

Sen, her adını yazışımda kâğıdıma gül yağı damlattığım! Bunları çorak geçmişimle yıka olur mu? Bir avuç kül katsın zehrine vurgunun. Bir yangın başlasın namlunun ucundan, olur da kurşunun olur erirsem nazar etme,

sakın yanmasın kalbin.

İçime öyle revansın!

MESİRA MERİÇ

NEDEN BEN?


Efsane Wimbledon'un ilk zenci şampiyonu
Arthur Ashe kan naklinden kaptığı
AIDS' ten ölüm döşeğindeydi.
Dünyanın her köşesindeki hayranlarından
mektuplar yağmaktaydı.
Bunlardan bir tanesi şöyle soruyordu:

-Tanrı böylesine kötü bir hastalık için
neden seni seçti?

Arthur Ashe cevap verdi:

- Tüm dünyada 50 milyon çocuk tenis oynamaya başlar.
5 milyonu tenis oynamayı öğrenir.
500 bini profesyonel tenisçi olur,
50 bini yarışmalara girer,
5 bini büyük turnuvalara erişir,
50'si Wimbledon'a kadar gelir,
4'üyarı finale, 2'si finale kalır.
Elimde şampiyonluk kupasını tutarken
Tanrı'ya 'Neden ben?' diye hiç sormadım.
Şimdi sancı çekerken, Tanrı'ya
nasıl 'Niye ben?' derim?

Mutluluk insanı tatlı yapar.
Başarı ışıltılı...Zorluklar güçlü...
Hüzün insanı
insan yapar,yenilgi mütevazı...
Tanrı'ya asla 'Neden ben?' diye sormayın.
Ne olacaksa olur.

Arthur Ashe

19 Aralık 2007 Çarşamba

BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN


Zamanla anlıyor insan: 3-4 güne sıkışmış bir tatilden öte bir şey bayram...Hayata rasgele serpiştirilmiş ilahi ikramlar, kıymet bilen kulları her daim bayram yaşatır.


* * *
Nefes almak bayramdır mesela; günün birinde soluksuz kalınca anlar insan... Görmenin nasıl bir bayram olduğunu karanlık öğretir; sevmeninkini yalnızlık...Sızlamayan her organ, hele de burun direği bayramdır.Bayramdır, elden ayaktan düşmemek, zihinden önce bedeni kaybetmemek, kurda kuşa yem olmayıp "Çok şükür bugünü de gördük" diyebilmek...Sevdiklerinle geçen her gün bayramdır.Küsken barışmak, ayrıyken kavuşmak, suskunken konuşmak bayramdır.


* * *
Bir kitabı bitirmek, bir binayı bitirmek, bir okulu bitirmek, kâbuslu bir rüyayı, kodeste ağır cezayı bitirmek bayramdır.Yoğun bakımda sancılı geceyi ya da kangren olmuş bir ilişkiyi bitirmek de öyle...Vuslat da bayramdır öte yandan...Endişe içinde beklediğinden mektup almak, telefonda ansızın sesini duymak, deli gibi burnunda tütenin boynuna sarılmak bayramdır.En acıktığın anda dumanı tüten bir somunun köşesini bölmek, korktuğunda güvendiğine sarılabilmek, dara düştüğünde dost kapısını çalabilmek bayramdır.Bir sürpriz paketinden çıkan hediye, tatlı bir şekerlemede üstüne serilen battaniye, saçlarını müşfik bir sevgiyle okşayan anne bayramdır."Ona güvenmiştim, yanılmamışım" sözü bayramdır.Hiç aldatmamış, aldanmamış olmak bayram...


* * *
Yeni bir sözcük öğrenmek, bir tünelin sonuna gelmek, müzmin bir işin kapısını çarpıp uzun bir yola çıkıvermek bayramdır.Zorluklara tek başına göğüs gerebilmek, gereğinde haksızlığın üstüne yalın kılıç yürüyebilmek bayramdır.Yeni eve asılan basma perdeler, alın teriyle kazanılmış ilk rızkın konduğu çerçeveler, yüklü bir borcun son taksiti ödenirken sıkılan eller bayramdır.Evde yalnızlığı noktalayan insan nefesi, akşam kapıda karşılayan yavuklu busesi, sevdalı bir elin tende gezmesi, nice adağın ardından çınlayan çocuk sesi bayramdır. Sonrasında gelen ilk diş bayramdır, ilk söz bayram, ilk adım, ilk yazı, ilk karne bayram...Güne gülümseyerek başlamak bayramdır. "İyi ki yanımdasın" bayram, "Her şeyi sana borçluyum" bayram, "Hiç pişman değilim" bayram...


* * *
Evlatların mürüvvetini görebilmek, eve dolu bir torbayla gidebilmek, konu komşuyla yarenlik edebilmek, akşamları eskimeyen bir keyifle çay demleyebilmek bayramdır.Zamanı donduran eski fotoğraflara nedametsiz bakabilmek, altı çizilmiş eski kitapları aynı inançla okuyabilmek, yol arkadaşlarının yüzüne utanmadan bakabilmek bayramdır. Alnı açık yaşlanmak bayramdır; ulu bir çınar gibi ayakta ölebilmek bayram...


* * *
Bunların kadrini bilirseniz, kıymet bilmeyi öğrenirseniz her gününüz bayram olur.Meraklanmayın, öyledir diye size deli demezler. Deseler de böyle delilik, bayram artığı günlerdeki nankör akıllılıktan evladır. Her gününüz bayram olsun!



HASAN POLATOĞLU

15 Aralık 2007 Cumartesi

click to comment

ANLADIM


Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını, kendimi bulduğumda anladım. Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış, Kendi yolumu çizdiğimde anladım.
Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak, dinleyerek değil, Bildiklerini bana neden anlatmadığını anladım. Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış, Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım.
Sevmek ile sevilmenin yolu önce kendini sevmekten geçermiş, Neden kendine aşık olduğunu anladım. Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden, Neden hiç ağlamadığını anladım. Ağlayanı güldürebilmek, ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş, Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım.
Ve sevilenle ağlayamıyor, kaçıyorsan ondan, çaresizliktenmiş, Senin acın için odamda tek başıma hıçkırıklarla ağladığımda anladım. Bir insanı herhangi biri kırabilir, ama bir tek çok sevdiği acıtabilirmiş, Çok acıttığında anladım. Fakat, hak edermiş sevilen onun için dökülen her bir damla gözyaşına, Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğin de anladım.
Ìyi niyet tokmakmış sevilenin başına bazen, Başımda şişlikler oluşunca anladım. Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet, Yüreğini elime koyduğunda anladım. Tek başına ayakta durabilecek kadar güçlüysen, yanında tutanlar varmış, Neden hiç yalnız kalmadığını anladım. Ve Sana ihtiyacım var, gel diyebilmekmiş güçlü olmak, Sana git dediğimde anladım.
Biri sana git dediğinde, kalmak istiyorum diyebilmekmiş sevmek, Git dediklerinde gittiğimde anladım. Dostun seni bir kez terk edermiş, bin kez değil, Aslında hep yanımda olduğunu anladım. Ve bir kez terk etti mi seni, affetmek çok zormuş, Ben de affedemediğin şeyin ne olduğunu anladım.
Sana sevgim şımarık bir çocukmuş her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan, Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım. Özür dilemek değil, affet beni diye haykırmak istemekmiş, pişman olmak, Gerçekten pişman olduğumda anladım.
Affedemem, çok geç demek kaltak bir gururdan başka bir şey değilmiş, hala sevgi varsa içinde eğer, Tutsak kalbimin kapılarını kırıp, içine baktığımda anladım.
Ve gurur, kaybedenlerin,acizlerin maskesiymiş, sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış, yüreğimde sevgi bulduğumda anladım. Ölürcesine isteyen, beklemez, sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi, Beni affetmeni ölürcesine istediğimde anladım. Sevgi emekmiş Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş. Daha bir çok şey anladım. Ama en önemlisi Daha yolun çooook başında olduğumu anladım.
Can YÜCEL

BEY VE HANIM


Seneler geçsin, sen beni bil, ben seni bileyim istiyorum.Benim olduğu kadar dostlarının,dostlarının olduğu kadar benim ol istiyorum.Nice sıkıntı ve zorluk yaşayıp anlatalım.Yaşayalım ki, öğrenelim hayatı ve destek çıkmayı.

Birbirimizin omuzlarında ağlamalıyız.Paylaşmalı ve beraber sıkılmalıyız.Öyle ki, yalnız sıkılmak sıkmalı bizi.Güzel günlerimizi, evimizde bir şişe şarap ve pijamalarımızlakutlamalıyız.Yada bazen dostlarla ucuz biralar içerek...Böylece yaşamalıyız işte.Sonra çocuğumuz olmalı,Düşünsene senin ve benim olan bir canlı.Geceleri ağladıkça sırayla susturmalıyız.

Sen arada mızıkçılık yapmalısın ve ben söylenerek almalıyım sıranı.Yorgun olduğum için yemek yapmamalıyım, söylenerek yumurtakırmalısın.Hava soğukken birbirimize sıkıca sarılıp yatmalıyız.Zaman su gibi akıp giderken, herşey yaşanmış bir hayatımız olmalı.Herşeye rağmen hiç bıkmamalıyız birbirimizden Mutluda olsa, kötüdeolsa, yaşadığımız günler bizim günlerimiz olmalı.

Saçlara düşünce aklar, yada gidince aklar, çocukları güvencealtına alıp gitmeli bu şehirden.
Kavgasız, her sabah cinayetle uyanılmayan, sessiz bir yeregitmeliyiz.Geceleri balkonda denizi seyredip, sandalyelerimizde sallanmalıyız.

Eve gelip benden kahve istemelisin.Çocuklar gelmeli ziyaretimize, geçmişteki hareketli günlerimizianımsamalıyız.Ben, \"Bey\" demeliyim sana, sende \"Hanım\".Öyle sevmelisin ki beni bu yazdıklarım korkutmamalı seni.Tebessümler açtırmalı yüzünde.Birgün bu hayatı bırakıp giderken, sadece mutluluk olmalı yüzümüzde.Birbirimizi sevmenin gururu olmalı herşeyde....
Can YÜCEL

ÇAY'A KAÇ ŞEKER ALIRSIN


Yalnızlığa dayanırım da, bir başınalığa asla. Yaşlanmak hoş değil öyle duvarlara baka, baka. Bir dost göz arayışıyla.Saat tıkırtısıyla… Korkmam, geçinip gideriz biz mutlulukla. Ama; ‘’Günün aydın, akşamın iyi olsun'’ diyen biri olmalı. Bir telefon sesi çalmalı ara sıra da olsa kulağımda. Yoksa, zor değil, hiç zor değil, demli çayı bardakta karıştırıp, bir başına yudumlamak doyasıya. Ama; ‘’ Çaya kaç şeker alırsın ?‘’
Diye bir ses sormalı ya ara sıra…

CAN YÜCEL

BAĞLANMAYACAKSIN


Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
“O olmazsa yaşayamam” demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela.
O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni, senin o’nu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini…
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,Güneşi, ayı, yıldızları…
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
“O benim” diyeceksin.Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir şeylerin…
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, ya da pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden,Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi
hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın.
Ucundan tutarak…

SANA BAKMAK, BİR BEYAZ KAĞIDA BAKMAKTIR

GİTMELER ÜSTÜNE



bugünlerde herkes gitmek istiyor.
küçük bir sahil kasabasına,
bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara...

hayatından memnun olan yok.
kiminle konuşsam aynı şey...
herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.

öyle "yanına almak istediği üç şey" falan yok.
bir kendisi.
bu yeter zaten.
herşeyi, herkesi götürdün demektir.
keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
ama olmuyor.

hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor.
yani herşeyi yüzüstü bırakmak göze alınmıyor.

böyle gidiyoruz işte.
bir yanımız "kalk gidelim",
öbür yanımız "otur" diyor.

"otur" diyen kazanıyor.
o yan kalabalık zira...
İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,
güvende olma duygusu...
en kötüsü alışkanlık.
alışkanlığın verdiği rahatlık,
monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.
kalıyoruz...
kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz.

evlenmeler...
bir çocuk daha doğurmalar...
borçlara girmeler...
İşi büyütmeler...
bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.

misal ben...
kapıdaki rex`i bırakıp gidemiyorum.
değil bu şehirden gitmek,
İki sokak öteye taşınamıyorum.
alıp götürsem gelmez ki...
bütün sokağın köpeği olduğunun farkında,
herkes onu, o herkesi seviyor.
hangi birimizle gitsin?

"sırtında yumurta küfesi olmak" diye bir deyim vardır;
evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin,
kendi imalatımız küfeler.

ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada.
ölüm var zira.
ölüme inat tutunmak lazım,
İnadına kök salmak lazım.

bari ufak kaçışlar yapabilsek.
var tabii yapanlar, ama az.
sadece kaymak tabakası.
hepimiz kaçabilsek...
bütçe, zaman, keyif... denk olsa.
gün içinde mesela...
küçücük gitmeler yapabilsek.

ne mümkün.
sabah 9, akşam 18
sonra başka mecburiyetler
sıkışıp kaldık.
sırf yeme, içme, barınmanın bedeli
bu kadar ağır olmamalı.

hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
bir ömür karşılığı, bir ömür yani.
ne saçma...
bahar mıdır bizi bu hale getiren?
galiba.

ben her bahar aşık olmam ama
her bahar gitmek isterim.
gittiğim olmadı hiç,
ama olsun... İstemek de güzel.

can yücel

KARA SEVDA


O beni hala seviyor...

Aslında sevgi hep umutlar arkasından bakakalmaktır. Oysa nasıl başlamıştır o sevda. Önce gözler kilitlenmiştir, sonra kalpler, hani o ana, ‘işte’ dersin ‘işte bu’ ama karşındakinin acımasız olduğunu fark edemezsin. Aslında acımasız olan o değildir, acımasız olan sensindir. Onu sevmekle kendine en büyük kötülüğü yapmışındır. Ama seninde beklentilerin farklıdır hep, etrafından işittiğin ve özlemini duyduğun leyle ile mecnun hikâyesi gibi bir sevda. Sen yüreğini koymuşundur ortaya, gerekirse Ferhat olup dağları delersin ama bir şeyi unutmuşundur hep Leyla’yı...

Leyla yaşamıyor artık ve kimsede onun kadar sevmiyor zaten. O yüzden her sevdanın sonu mutlaka ayrılıktır. Çok savaşlar vereceksindir bundan sonra, en fazla 2 veya 3 yıl sürecektir büyük sevdası. Sonra ağlamana gözyaşlarına aldırmadan çekip gidecektir. Yalvarmaların haykırışların artık bir şeyler ifade etmiyordur onun için çünkü o zaten sevilen taraftır yani sende kaybedeceği bir şey kalmamıştır. Ama sen hayatın boyunca hep bir umutla bekleyeceksin onu. Telefonlar kesilir önceleri, artık ihtiyacı yoktur sana; başka bir yerlere çoktan yelken açmıştır, başka ufuklara, sense avutursun sürekli kendini. Sana göre hala seviyordur seni... Şarkılar öyle söylemiştir çünkü! Unutmuş olsa hissederdin zaten.

Yavaş yavaş umutların azalmaya başlamıştır. Aslında azalmamıştır da, çaresizliğin buna inandırır seni. Her cevapsız çağrıda o zannedersin. Çünkü hala o vardır kalbinde, birkaç defa sende sevmeye kalkarsın ama nafile. Sen ihanet edemezsin aşka, yada öyle sanırsın. Çünkü korkarsın, ‘bugün gelir görür beni’ ihanetimi kaldıramaz diye. Ama o seni çoktan aldatmıştır. O tertemizdir sende, sütte leke var onda yoktur. Ta ki duyuncaya kadar başka gözlere baktığını, hemen inanmazsın. Tabi yalan söylüyordur herkes, herkes onu kıskanıyordur aslında...

Bir gün tesadüf eder karsılaşırsın. O an ölmek istersin ama imkânsızdır. Seni seven, başkalarının gözlerine bakıyordur. Sen yinede bir selam beklersin. O bunu bile çok görür sana, sende gurur yoktur, ararsın, yalvarırsın, ihaneti de umurunda değildir. Artık yeter ki dönsün sana, ta ki mezara girene kadar sürer böyle. Hep hayatının bir yerleri eksik olacaktır. Sadece senin... Kıyamazsın da, beddua bile edemezsin zaten bir defa geldiğin dünyada atık zehir olmuştur sana sevda. Tutku, acı, gözyaşıdır her zaman sevda. Mutluluk ise seni seven kollardadır her zaman. Sen yinede seni sevene acı çektirmemelisin.
Çünkü unutma, sende bir zamanlar acı çektin...

12 Aralık 2007 Çarşamba

ÜNLÜ BENZERLERİM

http://www.myheritage.com/collage

FOTOĞRAFLARIM











click to comment

SÖZLER